Embed

BİR GÖNÜL ADAMIAHMET ER-2

           BİR GÖNÜL ADAMIAHMET ER-2

            SELİM GÜRBÜZER

Ahmet Er,  bu kez 12 Ekim 1975 kısmı senato ara seçimlerinde Hasan Çulha ile birlikte Elazığ’dan senatör adayıdır.  Elazığ il teşkilatı telefonla kendilerine Malatya Havaalanında kırk eli arabayla karşılayacağız dediklerinde “Ben bir arabaya sığarım,  fazla arabayla gelirseniz aynı uçakla Ankara’ya dönerim” der. Gerçektende dediğini yaptırıp tek arabayla il teşkilatına gelirler,  oradan da Karakoçan’a yola koyulduğunda yolda 40-50’ye yakın çocuklar avazları çıktığı kadar şöyle bağırıyorlardı “Türkeş’in Allah’ var, Türkeş’in Allah’ var, Türkeş’in Allah’ var” diye.  Düşünsenize Karakoçan’da MHP teşkilatı olmamasına rağmen sabahın köründe o çocuklar sevgi seli gösterisiyle karşılıyorlardı. Az sonra şehrin yaşlılarıyla tanıştıklarında “Haftaya gelin,  biz size meydanda bir kürsü hazırlayalım, o kürsüden halka hitap edin” diyeceklerdir. Gerçektende bir hafta sonra Hasan Çulha ile birlikte konuşma gerçekleşir de.  Düşünsenize Başbakan Demirel büyük bir konvoyla Karakoçan’a uğramak istediğinde taşlı sopalı saldırıya maruz kalmış, ancak geniş güvenlik önlemleriyle ilçeye girebilmişti.  Bu demektir ki iktidar partisi de olsan halkın gönlünü fethetmek asıl mühim hadisedir. Nitekim Ahmet Er, teşkilat binası olmayan bir yerde “Aziz Elazığlılar ben sizden oy istemeye gelmedim, küsleri ve dargınları barıştırmaya geldim” diyerek bu gönül fethini başaran bir ağabeyimiz olarak siyasi tarihe not düşecektir.

               1970-1980 yılları arası bir tarihte Genel Başkan yardımcılığını yürütüyorlardır ki odasına ülkü yolunun önemli isimlerinden Esat Güçhan odasına girdiğinde dışarıda sizinle iki vatandaş görüşmek istiyor.  Ahmet Er “Gelsin” der. İçeri girdiklerinde kendisine birinin Siirt’in Tillo ilçesinden, diğerinin Eruh ilçesinden olduğu takdim ettiklerinde Tillo’lu vatandaşın yanına yaklaşıp “Fakirullah İbrahim Hakkı Hz.lerinin manevi ikliminden buralara gelmişsiniz” deyip elin öpecektir.  Eruh’lu vatandaşta boynunu büktüğünü fark ettiğinde ise onunda gözlerinden öpecektir.   Her iki vatandaş o an hıçkıra hıçkıra ağlayacaklardır.  Ahmet Er “Hayırdır bir derdiniz mi var” diye sorduğunda, cevaben “Hayır efendim sevincimizden ağlıyoruz, CHP’liler bizlere MHP’yi Kürt düşmanı olarak lanse ettiler hep, oysa şimdi görüyoruz ki,  anlatılanların hepsi yalanmış” diyeceklerdir. Ardından Türkeş’in makamına götürdüğünde o da iltifat ve ikramlarda bulunduktan sonra memleketlerine sevinç gözyaşları içerisinde döneceklerdir.

              14 Ekim 1979 yılı senato seçimlerinde Alparslan Türkeş köye telefon ettiğinde “Ahmet Bey arkadaşlar sizi Muş’tan aday görmek istiyorlar.”   Bunun üzerine Namık Kemal’in kullandığı arabayla yola çıkarlar.  Orada MHP il yöneticileri ve ilçe başkanları ile toplantı yaptığında “Arkadaşlar seçim çalışmalarında ölçümüz şu olmalıdır: 59 dakika sohbet, 1 dakika siyaset. Bu 1 dakikalık siyaseti sizin için ayırıyorum, benim için 60 dakika sohbet” dediğinde Namık Kemal Zeybek söz alıp “ Muhterem Ahmet ağabeyimin ifade ettiği dakikaları ben tersine çeviriyorum 59 dakika siyaset 1 dakika sohbet “ der. Tabii aradan yıllar geçip Namık Kemal Zeybek Kültür Bakanı olduğunda kendisini tebrik etmeye gittiğinde “Şimdi ne düşünüyorsunuz” dediğinde cevaben  “60 dakika sohbet” diyecektir.

             Evet, sohbet deyip geçmemek gerekir. Öyle sohbetler vardır ki insanın aklını başından alır da. Nitekim Muş’ta il yöneticileri Akbaş Baba isminde Hak dostunu ziyaret etmelerini istediklerinde ziyaretine gittiğinde üç beş kelamdan sonra kendilerine  “Efendi neden geç kaldınız” sorduklarında Ahmet Er “Efendim ne gibi geç kaldık “ der.  O zat cevaben “ Yarın sabah çay içmeye gelirken bu hususu öğrenmiş olarak gelirsiniz” der. Ertesi sabah buluşup çay içtiklerinde Ahmet Er’in o an aklına 1961’de Libya”da sürgünde iken yazdığı ‘Hayal Ülke’ şiiri düşer. O şiirin satır aralarında geçen “Orada bağırıyor ak saçlı bir ihtiyar Muş Ovasından”  bir cümleyi orada da okuduğunda, o piri fani zat “işte o bahsettiğin ak saçlı ihtiyar Akbaş Baba benim, o yıldan beri, yani tam 18 yıldır geleceksin diye yolunu bekliyorum” der.   Ahmet Er hemen elini öpüp “ Efendim ne olur bizim fakirhaneyi de ziyaret edip misafirimiz olun “ der.  Asasını sağa sola oynatıyordu ki “Memnun oldum, ancak Muştan ayrılamayız. Çünkü biz Muş’un köpekleriyiz, köpekler evden ayrılınca eve hırsızlar üşüşür” der. O arada yanımdakilere bakıp bunlar kimdir diye sual eylediğinde cevaben “Efendim Ülkücü gençlerdir” der. Bunun üzerine “ Bunları iyi tanıyın, çok iyi tanıyın, Bunlar Mehdinin ordusudurlar” der.

             Öylede sohbetler vardır ki insanı çileden çıkarır. Nasıl mı? Ahmet Er ertesi gün Muştan döndüklerinde bir misafirin var dediklerinde Demirci köyünden Şeyh Lütfi’ymiş meğer görüştüğümde kendisi:”Siz dün bizim köyü ziyaret etmişsiniz, bende iade-i ziyaret için gelmiş oldum.” Bunun üzerine Ahmet Er teşekkür ettikten sonra,  kendisine “Şeyh Efendi birkaç gün önce Erbakan size gelip bir gece kaldı mı” sorduğunda ses çıkmaz.  Bu kez “ Peki oy istedi mi” sorduğunda yine ses çıkmaz. Madem ses yok kendi kanaatimi söyleyebilir miyim der. Buyurun dediğinde Ahmet Er” Kanaatim odur ki Erbakan sizden oy istedi, sizde oy vereceğinize dair söz verdiniz. Oysa bunun adına irşad ocağı demezler parti ocağı derler. Siz mürşitliği o da müritliği ihlal etmiştir. Bu ne biçim tarikat ve bu ne biçim şeyhliktir” der. Tabi şeyh efendi kızarak ”Ama size de köpekçi (bozkurtçu) diyorlar” buna ne dersin? Ahmet Er ”Bu sözün sahipleri Erbakan’la Ecevit’tir” deyip şeyh efendi ile kavga etmeden oradan ayrılır.  Bu olayın üzerinden beş altı ay geçmişti ki Ankara’da MHP Genel Merkezinde Genel Başkan yardımcılığını yürüttüğü sıralarda bir telefon alır: “Ben Muş’un Demirci Köyünden Şeyh Lütfi” diyerek görüşme talebinde bulunur. Ahmet Er buyurun gelin dediğinde kendileri  “Biz partide değil sizi filan yerde bekliyoruz. Buraya gelirkende lütfen perdesiz gelmeyin” der. Bu kez Ahmet Er,  beraberimde Namık Kemal Zeybek’i getirsem olur mu? Olur derler.  Derken tarif edilen adrese gittiklerinde Muş’ta ki olanlardan özür dilerler. Ahmet Er “Bu özrün sebebini anlayamadım” dediğinde cevaben “ Size vermemiz gereken 4-5 bin oyu Erbakan’a verdik bizi affedin” der. Ahmet Er “Lütfen rahat olun” der.  Bu kez Şeyh Efendi “Şükürler olsun dün akşam Erbakan’a içimi boşalttım, Erbakan yemekte akrabalarınızdan bana verin onu milletvekili yapayım dediğinde,  bende kendisine yeter artık şu siyasetin kirli ellerini üzerimizden çek. Bizi şimdiye kadar siyasetin batağına çektin yeter. Eğer arzu edersen bizim partiden seni milletvekili çıkarayım“ diyerek geçte olsa bir gerçeğe parmak basmış olur.   Evet,  hakiki veliler ordusu çirkin siyaset oyunlarına alet edilemez.

                                          Alparslan Türkeş’in acı günü ve Ahmet Er

         1974 yılı Alparslan Türkeş’in acı senesidir, aynı baş yastığa koyduğu Muzaffer Hanımı kaybedecektir.  Eşine o kadar bağlıydı ki her sabah kabrini ziyaret etmeyi ihmal etmezdi. Eşinin vefatında Ahmet Er, 10-15 gün Ankara’da Alparslan Türkeş’in evinde kalarak onu yalnız bırakmayacaktır. Bu vefat hadisesi Alparslan Türkeş’in ruh dünyasında da büyük değişimlere yol açacaktır. Öyle ki 77’li yıllarda Erzurum mitinginde şimdiye kadar alışılmışın dışında “Vatan bir, Devlet bir, Bayrak bir, Ezan bir, Peygamber bir, Allah bir” diyerek kitlelere hitap edecektir. Kürsüden indiğinde Ahmet Er, konuşmanız güzeldi fakat sizin değildi dediğinde Alparslan Türkeş “Doğru söylüyorsun benim değildi” der. Ahmet Er dayanamayıp  “Haydi Abdurrahman Gazi Hz.lerinin merkadını ziyaret edelim” dediğinde çok memnun kalıp ziyaret ederler de.  Ziyaretin akabinde Erzurum’da otele döndüklerinde Ahmet Er’in odasında kahvaltı yaptıklarında “Albayım merhume eşiniz size bir mesajı var dediğinde bir anda Alparslan Türkeş’i heyecan sarıp nedir o mesaj?  Bunun üzerine Ahmet Er “Bizim hanım manada merhume, muhterem yengemizi görüyorlar, Aslana söyleyin Milliyetçiler yorulmaz” diyor. Tabii Alparslan Türkeş’in gözlerinden yaşlar akıp “Ah Muzafferciğim sana malum oluyor” diyerek Ahmet Er’e sarılacaktır.  Bu arada Ahmet Er otelde kaldıkları sürece Türkeş’le birlikte Abdul Kadiri Geylani Hz.lerinin ‘Fütuhul Gayb’ eserini okumayı da ihmal etmez. İşte yine o eserden birkaç sayfa okuduğu esnada Alparslan Türkeş Abdurrahman Gazi Hz.lerinin merkadını bugünde ziyaret edelim mi, hem de bugünkü ziyaretimiz dünkünden çok farklı olacak.  Ahmet Er “Hayırdır” diye sorduğunda cevaben bana “Sabaha karşı Abdurrahman Gazi Hz.lerini manada gördüm. Rüya âleminde ‘Efendi sen ve arkadaşın çok acelecisiniz. Dün ziyaretime geldiniz. Yerimde yoktum. Çok mühim bir işimi yarıda bıraktım. Sizi karşılamaya geldim. Biraz daha bekleseydiniz kapıları açık bulacaktınız. Sizi bugün bekliyorum’ dedi.  İşte Ahmetçiğim bu ziyaret bir davete icabet olacak” der ve huşu içerisinde o manevi makam ziyaret edilir de.  

 

                                       12 Eylül Ve Ahmet Er

          Gel gelelim 1980 yıllara.  O yıllarda sokak çatışmalarının dorukta olduğu noktada 12 Eylül ihtilali gerçekleşir ve ilk tutuklananlar arasında Ahmet Er’de vardı. Tabii tutuklananlar daha sonra kademeli bir şekilde salıverilip nihayetinde hepsi beraat eder. Alparslan tutukevinden en son çıkandı. Tutuk evindeyken Mehmet Pamak’a 7 Temmuz 1983 itibariyle Muhafazakâr Partiyi kurdurur. 1985 yılında tutukevinde çıkınca Ahmet Er’le beraberce Konya’ya giderler. Geceleyin abdest alıp Alparslan Türkeş’in kapısını çaldığında  “Albayım abdestliyim, geçmişte aramızda geçen her ne üzücü bir durum olmuşsa unutup toprağa gömelim, bu yeni bir başlangıç olsun, işte bu niyetle size elimi uzatıyorum” deyip el sıkışırlar.  Sonra şöyle bir teklifte bulunur: “Gelin şu fani dünyadan göçmeden bu büyük davayı ehline teslim edelim. Hiç olmazsa gözümüz arkada kalmasın.” Alparslan Türkeş  “Peki kimleri düşünüyorsun” dediğinde Ahmet Er cevaben  “Nevzat Köseoğlu, Nuri Gürgör, Acar Okan, Namık Kemal Zeybek, Muhsin Yazıcıoğlu, Hasan Çağlayan, Ayvaz Gökdemir ilk hatırlayabildiklerim isimler. Müsaade ederseniz isimler üzerinde daha da araştırabilir, inceleyebilirim”  der. Tabii Alparslan Türkeş bu teklife pek sıcak yaklaşmaz. Kaldı ki Ahmet Kayhan Efendi Baba Hz.leri de Alparslan Türkeş’in yüzüne karşı “Sen bu davayı bırak, evine çekil hatıralarını yaz, işi ehline teslim et” diye dile getirdiğinde Alparslan Türkeş “Efendim ben de bırakmak istiyorum, lakin halk beni bırakmıyor” diyecektir. Bunun üzerine Ahmet Kayhan Efendi Baba Hz.leri en son noktayı koyup şöyle der: “ Hayır, aksi söyledin. Halk seni bırakıyor sen halkı bırakmıyorsun.”  

         Evet, belli ki Alparslan Türkeş’in siyasetten elini ayağın çekmeye niyeti yoktu,  üstelik istişaresiz Mehmet Pamak’a kurdurduğu Muhafazakâr Parti yetmezmiş gibi, yine istişare etmeksizin bu kez bu kez 30 Kasım 1985 tarihi itibariyle MÇP ismi altında siyasi faaliyet gösterecektir. Tabi işin içinde istişare olmayınca Ahmet Er ve arkadaşları Türkeş’le olan yollarını ayırmaları kaçınılmaz hal alır. Nitekim Ahmet Er bu konuyu Ahmet Kayhan Efendi Baba Hz.leriyle de görüştüğünde kendisine “ Evlat! Canını sıkma, istersen ayrıl”  diyecektir. Böylece ayrılır da.  Ancak 1987 yılının Eylül ayı içerisinde Türkeş ve Baykal hanımlarıyla birlikte köye ziyarete geldiklerinde Ahmet Er’i bir kenara çekip şöyle derler: “Bakın, teşkilatlarımızdan habire mektuplar ve telgraflar yağıyor, bize diğerleri gelmezse gelmesin,  ama bilhassa senin için Ahmet Er’siz olmaz,  muhakkak getirin diyorlar. Gel gidip partiyi Genel Başkan Abdülkerim Doğru’dan teslim alalım.”   Ahmet Er bunun üzerine son derece nazik bir üslupla  “Albayım müsaade edin ben kalayım,  siz devam edin” diyecektir.  Tabii çok ısrar ettiklerinde onları hoşnut olarak uğurlayacaktır.  Alparslan Türkeş köyden ayrılıp partiyi teslim almaya dursun,  bu arada Manisa’da ülkü yolu gençlerinden Ethem Söylemez de Nizam-ı âlem dergisini yeniden çıkarmaya başlamıştı ki Alparslan Türkeş bu derginin ülkücüler tarafından okunmasını yasak koyması her şeye tuz biber ekecektir.  Nitekim derginin kapatıldığı günlerde Türkiye sathında MÇP’nin şubeleri açılıyordu ki, Manisa’da da ülkücü gençler bu olayın burukluğunu hala atamamış olsalar gerek, acaba bizde Manisa’da açalım mı açmayalım mı diye Ahmet Er ağabeylerine sorma ihtiyacı hissedeceklerdir.  Tabii Ahmet Er, ne kurun ne de kurmayın diyordu. Ama şöyle bir etrafına baktığında yakından uzaktan ülkücülükle hiç alakası olmayan insanların hareket içerisinde yer edindiğini görüyordu ki gençlere sadece “aklınızı kullanın” diyecektir. Öyle ki, meseleyi Ahmet Kayhan Efendi Baba Hz.lerine de aktardığında Ahmet Er’e  “Git efendiye söyleyin gençleri sıkmasın. Onların sözlerine ciddi olarak kulak kabartsın.”  Bunun üzerine tarihler 1992 yılının Haziran ayını gösterdiğinde Alparslan Türkeş’i telefonla arayıp kendisiyle görüşmek istediğini arz ettiğinde müsait olmadığını, görüşmeyeceğini beyan edecektir. Böylece iplerin tamda koptuğu noktada bir daha da Ahmet Er ve Alparslan Türkeş birbirleriyle görüşmeyeceklerdir.  

                                              Muhsin Yazıcıoğlu Ve Ahmet Er

           Artık Bundan böyle yol arkadaşı Muhsin Yazıcıoğlu yar ve yardımcısı olacaktır. Ki,  MHP içerisinde gelişmelerden Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları da rahatsızlık duyup partiden ayrılma müzakerelerine girişecektir.  Muhsin Yazıcıoğlu bu konuyu Ahmet Er’e de açtığında kendisine şöyle der: Her zaman için istifa edebilirsin. Ama biraz sabredin, olmazsa birde büyüklerimize danışalım.”   Gerçekten de manevi dost bildikleri Ahmet Kayhan Efendi Baba Hz.lerine sorduklarında o da  “Hele biraz daha sabredin. İstifadan sonra kurultaya gidin. Kurultaydan çıkan karar göre hareket edin” diyecektir. İşte bu müzakereler eşliğinde Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları en nihayet Alparslan Türkeş’le yollarını ayıracaklardır. Böylece yeni bir oluşum için kurultaya gittiklerinde parti kurulması noktasında karar çıkacaktır.  Derken 99 kişilik kurucular kurulu listesiyle Söğütözünden görücüye çıktıklarında Türk siyasetinde yeni bir sayfa açılıp BBP saflarında faaliyet göstereceklerdir.

 

              Şahsımın Ahmet Er Ağabeyimle Sadece Horasani El Sıkışma Hatırası Var

 

               Muhsin Başkan öteden beri bizim gerek gençlik gerekse olgun yaşlarımızda hep Başkanımız olarak bildik. Gençlik yıllarım doğup büyüdüğüm Bayburt ve mezun olduğum Erzurum Atatürk Üniversitesi, ilk memuriyete başladığım İstanbul Sultan Ahmet Sağlık Eğitim Merkezi ve memuriyetimin ikinci basamağı Balıkesir Sağlık Eğitim Merkezi’nde geçirdiğim yıllar içerisinde kendisini zahiren görme nasip olmamıştı. Tâ ki Ankara Sağlık Eğitim Merkezine naklen atamam gerçekleşti, işte o zaman kendisini sık sık görme şerefine nail olabildik. Hele o’nun “Allah Resulünün hakikatleri dışında liderde teşkilatta tartışılır” diye yeni oluşumun fitilini ateşleyip Ankara Söğütözü’nde Büyük Birlik Hareketine start verdiği günden itibaren hiç tereddütsüz bu yeni oluşum içerisinde bizimde çorbada tuzumuz olsun düşüncesiyle halis niyetle hareketin fikriyatını ortaya koyan Nizam-ı âlem dergisi, Alperen Dergisi ve Gündüz Gazetesine yazdığım yazılarla destek vermeye çalıştım. İşyerimin Beşevler’de olması avantajıyla hemen her gün iş çıkışı Ankara Sıhhiyedeki Sağlık Bakanlığının arka sokağında BBP Genel Merkezine uğramadan eve gitmezdim. Derken iş çıkışı ve hafta sonları bu uğrayışlar sırasında bazen Muhsin Başkanı Genel Merkeze girişlerinde ya da çıkışlarda karşılaşıp göz göze geldiğimiz çok olurdu. Bir defasında da BBP Genel Merkezde Ahmet Er Ağabeyimizle karşılaştığımda sadece tokalaşmak nasip oldu. Olsun o mübarek Horasani eline dokunduk ya, bu dokunuş bize yeter artarda.  Kaldı ki, Ahmet Er ağabeyimle bire bir zahiren tanışıklığımız olmasa da o bizim gönlümüzde Horasani Ağabeyimiz olarak taht kurdu hep.  O şimdi Ramazan ayı Fetih gününde vuslata ermekle sünnet-i seniyyeye ittiba edip Sünnetçiler köyünde medfundur.

               Ruhu şad olsun.

 

 Kaynakça: Bkz. Hatıralarım, Ahmet Er, Alternatif Yayınevi Aralık 2000.

 Kaynakça: Bkz. Hatıralarım, Ahmet Er, Alternatif Yayınevi Aralık 2000.

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !