Şeyh Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) Hz.'nin Halifelerinden MOL

 

Şeyh Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) Hz.'nin Halifelerinden MOLLA AHMET HZ. İLE MÜLAKAT

 ARAŞTIRMACI YAZAR:ALPEREN GÜRBÜZER

KAYNAK:FEYİZ DERGİSİ    
 
Efendim, tasavvuftan gaye nedir?

      MOLLA AHMET HZ.: Tasavvufun gayesi beş şeydir:

   1. (Takvallah) yani Allah'a (c.c.), açık olsun, gizli olsun takva olmak, muttaki olmak. Şeriatta istikamet üzere olmak ve hakiki manada Allah (c.c.) korkusunu kalbe yerleştirmek.

   2. (İttiba-i Sünnet), yani kişinin her söz ve hareketinde sünnet-i seniyyeye tabi olması. Ahlakını Hz. Resulullah (s.a.v.) ın ahlakına benzetmesi.

    3. (El irad), yani kişinin sabır ve tevekkül ehli olması, bütün mahlûkattan kendini muhafaza etmesi.

    4. (Er rıda), Allah'ın (c.c.) verdiğine rıza göstermek, kanaatkâr olmak ve Allah'a (c.c.) tam teslim olmak.

    5. (Er rücu), kişinin zararlı ve faydalı şeylerden vazgeçip, Allah'a (c.c.) dönmesi. Allah' a (c.c.) her halükarda çok şükretmesi, şakir olması...

      Tasavvuf, nefsin ahvalini necis ya da tahir, iyi ya da kötü şeklinde, kendisiyle bildiği batıni bir ilimdir. Bu ilmin neticesi Allah'a (c.c.) varmaktır ve bu yönüyle en büyük ilimlerdendir. Bu ilim, Allah'ın (c.c.), Resulüne vahiy yoluyla indirdiği bir ilimdir. Tasavvuf, bütün din ve şeriatlerin ruhu olmuştur. Tasavvuf üç şeyden oluşur. 1.Şeriat, 2. Tarikat, 3. Hakikat.

        Şeriat; Allah'ın (c.c.) Resulüne (s.a.v.) indirdiği ahkâmdır. Tarikat, sünnet-i seniyyeye göre amel etmektir. Hakikat, kişinin nefsini ahlakı rezailden kurtarıp, rıza sıfatıyla donatmasıdır. Salih amellerin tesiri altına girmesi ve hayırlı işleri kendine kolaylaştırması, insan; bu şeriatı, tarikatı, hakikatı hakkıyla yaşayınca, adeta insan suretine bürünmüş melek gibidir. Ahiretin yolu, bu üç şeyi birleştirmekten geçer. Şeriatsiz hakikat olmaz, batıldır. Hakikatsiz şeriat ise faydasızdır. Şeriat, kişinin maksadına ulaşması için lazım olan bir vapura benzetilmiştir. Tarikat ise, içinde hakikat cevheri olan bir deryaya benzetilmiştir. Bu cevhere ulaşmak isteyen, şeriat gemisine binmek zorundadır.

         Efendim, bazıları rabıtayı inkâr ediyor. Bu konuda neler söylersiniz?

      MOLLA AHMET HZ.: Rabıta, Kur'an, Sünnet, ve İmamların kavliyle sabittir. Kur'an-ı Kerim'de "Sizi Allah'a yaklaştıracak vesileler arayın." (Maide 35). Buradaki vasıta (vesile) kelimesi umum ifade eder. En güzel vasıta, rabıta ile olur. Çünkü vasıta, ya Peygamber (s.a.v.) ya da O'nun varisleridir. Kur'an-ı Kerim'de yine, "De ki, eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, bağışlayan, esirgeyendir." (Al-i İmran 31). Bazı âlimler Rabıtaya, Allah'ın (c.c.), "Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve Sadıklarla beraber olun." (Tevbe 119) buyruğunu delil göstermişler. Sadatlardan Şeyh Abdullah El Ahrari (k.s.); "Sadıklarla beraber olmak ya manen ya da zahiri olur. Zahiren birliktelik sohbet, manen birliktelik ise rabıta ile olur." şeklinde tefsir etmiştir. Sünnette ise, Buhari'nin rivayet ettiği, -seyyidimiz Hz. Ebubekir'in; "Ya Resulullah, her yerde hatta helâda bile, senin ruhaniyetin benden ayrılmıyor. Bundan hayâ ediyorum" diyerek durumunu şikâyet etmesi- işte bu ruhaniyet, rabıtadır.

     İmamların kavline gelince; İmam-ı Şarani Arifibillah, "Nefahat" adlı eserinde, müridlerin kalbinin fethi için gerekli olan 20 adaptan bahseder. Bunların dördüncüsünde de, "zikre başlarken kalbiyle, şeyhin himmetinden istimdat beklemek, şeyhinden medet istemek; gerçekte Resulullah'tan (s.a.v.) istimdad dilenmektir. Çünkü mürşid, onunla Peygamber (s.a.v.) arasında bir vasıtadır." der. Yedinci adapta ise, her iki gözün arasında, şeyhin suretini tasavvur etmektir der. Bu da rabıtadır.

       Rabıta, Allah'a yaklaşmakta başlı başına bir yoldur. Kalbi, fenafillâh olan şeyhe bağlamaktır. Faydası ise, huzurunda şeyhinden aldığı feyzi, gıyabında da almaktır.

         Efendim, Muhammed Raşid (k.s.) Hz.lerinin ahlakı, hizmeti, irşadı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

        MOLLA AHMET HZ.: Sultanımız Esseyyid Muhammed Raşid (k.s.) Hz. nin ahlakı, Hz. Resulullah'ın (s.a.v.) ahlakına tıpatıp benziyordu. O'nun ahlakı, Kur'an ahlakıydı. Yaptığı her hareketi, duruşu, yürüyüşü her şeyi sünnete uygundu. Mübareğin (k.s.), sıfatları sadık, doğru, cesaretli ve hem zahiri hem de manevi yönden ileri görüşlüydü. Tatmin ehliydi, çok kanaatkâr, çok cömert, misafirperver idi, çok hizmetkâr idi. Hem kendinin hem ailesinin ve misafirlerinin hizmetini kendi görürdü. Çok zakirdi, devamlı zikrederdi. Lüzumsuz konuşmuyordu, çok adildi. Kendisi hiç adaletten ayrılmadığı gibi, başkasının da adaletten ayrılmasını istemiyordu. Ben küçükken, talebeyken, O'na yardımcı olmak için, beraber bir köye gittik. Çıktığımız zaman beni çağırdı. "- Gel talebe, pazarlığımızı burada yapalım, üç saatlik yolumuz var, bir de hayvanımız var. İkimiz birlikte binersek hayvana zulüm olur. Bineğe sırayla binelim. Bunu da kura ile belirleyelim" dedi. Kura bana çıkınca illa, " -Sen önce bineceksin" dedi. Ben; "- Kurban, hakkımı sana hibe ediyorum" dedim. O, bir müddet bindikten sonra indi ve "-Gel, sıra senindir" dedi. Üç kez böyle değiştik. Bu da O'nun, çok adaletli oluşuna delalet etmektedir. Yolda yemeğe beni de davet ediyor, yarısını bana veriyordu. Hâlbuki ben O'na hizmet etmek için yanında bulunuyordum.

         Efendim, Muhammed Raşid Hz.'den hilafet almanızdan, yani o hatıranızdan bahseder misiniz?

       MOLLA AHMET HZ.: Hilafet, Allah'tan (c.c.) gelen bir lütuftur. Allah (c.c.), Mürşid ve Halife arasında bir sırdır. Bunu açıklamak doğru değildir.

      Muhammed Raşid (k.s.) Hz. en çok hangi konular üzerinde dururdu ve ne gibi nasihatlerde bulunurdu?

        MOLLA AHMET HZ.: Sünnete uymayı, güzel ahlakı ve salih ameli tavsiye ederdi.

       Efendim Seyda Hz.'lerini nasıl ve ne zaman tanıdınız?

    MOLLA AHMET HZ.: Seyda Hz.'lerini ben 1956'da tanıdım. İlk tanışıklığımız o zamandan başlar.

     Efendim o zaman Seyda Hz.'lerinin gençlik yıllarına ve o yıllardaki hallerine şahit olmuşsunuzdur. O yıllar hakkında bizlere biraz bilgi verir misiniz? Hem onun yolundan gitmek isteyen tüm müslüman kardeşlerimize de örnek olur.

        MOLLA AHMET HZ.: Seyda Hz.'leri çok sakin idi. Halimdi... Sünnet ve şeriata mutabatı da çok fazlaydı.

        Gavs (k.s.)'nin oğlu olduğu halde, Seyyid olduğu halde öyle değilmiş gibi hareket eder, çok fazla hizmet ederdi. Çok ahlaklıydı, onun cömertliğini anlatamam. Çok da merhametliydi.

         Efendim sizler O'nu (k.s.) çok iyi tanıyorsunuz. Çünkü damadısınız. Yani evinden birisiniz. Bizlere mübareğin gizemli manevi tasarrufu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

       MOLLA AHMET HZ.: O'nu nasıl anlatalım, bu zor bir şeydir. Dilimizin döndüğü kadar anlatmaya çalışarak şöyle diyebiliriz ki, maneviyatta çok büyük idi. Zaten maneviyat gücü pek gizli de değildi, irşadından belliydi. Ama nasıl tasarruf ettiği dille izah edilemez akılla da anlaşılamaz. Aslında ben burada misafirim memleketime dönünce yanıma gelirseniz çok daha geniş bir şekilde mübarek hakkında bilgi verebilirim.

         Bir mesajınız var mı?

     MOLLA AHMET HZ.: Akide ilmini okusunlar. Fıkhi meseleleri okuyup öğrensinler.

  Muhammed Raşid Hz.'nin dayısı ve halifesi

Molla Seyyid Abdulbâki Hz.:

"Saygılı, edebli ve merhametli olacak sofi"

 

        Seyda Hz. ile ilk defa ne zaman tanıştınız?

      M. ABDULBAKİ HZ.: İlk defa Siyanüs köyünden biliyoruz. Orası S. Muhammed Diyauddin Hz.'nin köyüdür. Rusya savaşında Nurşin'den Siyanüs köyüne hicret etmiştir. Orası Veysel Karani Hz.'nin türbesine yakın bir köydür. Dokuz tane gümüş parayı ihtiyaçlarını karşılaması için Abdulhamit Hz. Gavs Hz.'nin dedesine vermiş. İki sene sonra Gavs Hz. Taruni'de 11 sene ikamet etmişti. Seyda Hz. o zaman 3 yaşındaydı. Seyda Hz. 3–7–10 yaşında çok ahlaklı, iyi davranır, arkadaşlarıyla çok iyi geçinir, kimseye hakaret etmez, çok halimdir. Kimseyi de taciz etmezdi. 11 sene sonra Tarun'dan Gavs Hz. Bilvanis köyüne gitti. Bilvanis'te o zaman Gavs Hz. irşad ediyordu. Seyda Hz.'nin yaşı çok küçüktü. Ben (S. Abdulbaki Hz.) Kurtalan kazasına hoca olarak gitmiştim. Seyda Hz. o zaman Dilbe'ye gelmişti. Seyda Hz. benim talebemdir. Ben onun ilk hocasıyım.

           Sarf, Nahiv, Şeriat okuyordu. Ben de Gavs Hz.'nin yanında 8 yıl okudum. Sonra Molla Muhiddin Hz. yanında 3 yıl okudum. 14 yıl sonra Seyda Hz. Dilbe'de okudu. Ne kimseyi rahatsız ediyor, ne de kimsenin hatırını kırıyordu. Çok ahlaklı ve çok hoştu. Bir kaç sene sonra Gavs Hz. Bilvanis'ten Kasrik'e geçti. Kasrik'deyken Gavs Hz. köylere irşada çıkardı. O gittiği zaman da ben Gavs Hz.'nin evine geçerdim. Orada M. Raşid Hz.'ne ders verirdim. Ayrıca yeni gelenlere de Seyda ile birlikte ders verirdik. Günlerimiz devamlı birlikte geçerdi. Beraber yer, içer, oturur, muhabbet ederdik. Gavs Hz. köyden çıkınca bazen (5–10–25) gün dışarıda kalıyor, sonra eve geliyordu. Elhamdülillah 7–8 sene sonra Kadir köyüne göçmüştü. Ben de devamlı oraya gelir giderdim. Birçok ziyaretçileri olurdu. Gelen misafirlere hizmet ederdi. Ne kimseyi taciz ediyor, ne de kimseyi rahatsız ederdi. Çok ahlaklıydı. Bazen de Gavs Hz. M. Raşid Hz.'ne; "Biz ne yapalım. Bu kadar misafir geliyor. Kalabalık oluyor." diye Muhammed Raşid Hz.'ne danışırdı. Bazen de köylerde münakaşa olur, tartışmalar çıkardı. Gavs Hz. onların aralarını bulmak için Muhammed Raşit Hz.'ni görevlendirirdi. Seyyid Muhammed Hz. o köylerin maslahatını yapardı. O kabileleri barıştırıp, geri geliyordu. Köydeki bir şahıs Gavs Hz.'ne çok hakaret yapıyordu. Oradaki ağa da Gavs Hz.'ne "Kurban, onlar size şeriatsızlık yapıyorlar. Müsaade edin biz de bunlara baskın yapalım. " dedi. Ağa böyle deyince Seyda Hz. kabul etmedi. Biz başka bir yere gidelim. Biz hakaret etmeyelim dedi. Gavs Hz. ağaya; "Biz iyililkle milletin geçinmesini istiyoruz. Biz kötülük yapmak istemiyoruz." dedi. Biz başka bir yere gidelim dediler. Oradan Adıyaman Menzil'e göçtüler. Seyda Hz. önce Menzil'e gitti. Orada Menzil'i satın almak için pazarlık etti. Köyü aldı sonra. Gavs Hz.'nin evini oraya götürdüler. Seyda Hz., Hacı Sıtkı ve birkaç kişi pazarlığa gitmişti. Köyün hepsi için para verip aldılar. Menzil'in ilk sahibi (köyü satan adam) iki sene sonra, köyü tekrar almak için geri geldi. Gavs Hz. kabul etmedi. Seyda Hz.'nin komşuları vardı. Onlar köyün yerlileriydi. Seyda Hz. leri o köyde olduğu için birçok menfaatleri vardı. Sofilere mallarını iki katına satıyorlardı. Böyle olduğu halde Seyda Hz.'ne hakaret ediyorlardı. Belki haberiniz olmuştur. Onu öldürmeye dahi kastettiler. Her türlü hakaret ettiler, ellerine birşey geçmedi. Birşey yapamadılar.

      Efendim, yeri gelmişken mübareğe yapılan suikastten biraz bahseder misiniz?

         MOLLA ABDULBAKİ HZ.: Seyda Hz. adeti bayram namazından sonra Gavs Hz.'nin markadına gider, ziyaret eder, sonra eve giderdi. Bu bayram namazından sonra evine gitmedi. Markattan camiye geldi, kalabalık çoktu. Herkes ziyaret ediyordu. Münafık elinin avucuna bir iğne yerleştirmiş, elini de sarmış, yara varmış gibi. Kimse bilmesin diye yapmış. Seyda Hz. gelmiş, herkes ziyaret ederken, elini sürmüş, yukarıdan aşağı sürünce Mübareğin eline takılmamış, sonra Mübareğin eline direkt vurmuştu. Aşağıdan yukarıya doğru vurdu. Seyda Hz. iğne olduğunun farkına varmış, Seyda Hz. "Bana iğne vuran şu adamdır." demiş, orada çok polis varmış. Hemen yakalayıp, tutuklamışlar, kalabalık, adamın üzerine çöküp öldürmek istemiş. Seyyid Fevzeddin o adamı kimse öldürmesin diye hemen alıp kaçırmış. Yoksa o adamı öldüreceklermiş. Eğer öldürselerdi bunun arkasında ne olduğunu kimse bilmeyecekti. Seyyid Fevzeddin onu Kâhta’ya götürmüş. O adama da polisler baskı yapınca o da; ''Biz Menzil'de bir evdeydik, oturduk, plan program yaptık, kararlaştırdık. İlk önce bomba yerleştirmek istedik. O ev sahibi de dedi ki, bu bomba büyüktür, bomba patlarsa bizim evimizi de yıkar. Ama iğne yaparsak sadece kendi ölür diye düşündük'' demiş. Ondan sonra onların tek tek arkadaşları toplandı. Bunu Bekir Mahmut'un oğlu yapmış. ''Hatta bizim yaptığımız getirdiğimiz bomba köprünün altında duruyor'' demiş. Tabii polisler hemen bombayı oradan çıkartıp, etkisiz hale getirmişler.

        Efendim Seyda Hz.'nin bir de adaya götürülmesi var. Bunun sebebi nedir? Biraz da bu hadiseden nakleder misiniz?

       MOLLA ABDULBAKİ HZ.: Seyda Hz.'ni götürmeden önce Menzil'de bir adam vardı. Bu adam da askeri elbise giymiş. Seyda Hz. ''Bu adam sivil giyinsin''

demiş. Gitmeden bir gün önce idi. Gece vaktinde yatsı namazından sonra millete tövbe tarikat vermiş, herkese tövbe istiğfar yaptırmış, evine gitmiş, sonra askeriye köye gelmiş. Herkese demişler ki; ''Hiç kimse köyden çıkmasın'' diye talimat vermişler. Bir yüzbaşı vardı, elinde telsizle iki saat boyunca devamlı olarak konuşuyormuş. ''Durum nasıl gerektiriyorsa ne kadar istersen asker gönderdik'' diye haber geliyor. Seyda Hz.'ne Hacı Sıtkı'nın dükkânından bir çocuk göndermişler. ''Bak ne var, ne yok'' diye. Askerler çocuğa bile izin vermemişler. Seyda Hz.'ni hanımıyla birlikte almışlar. Seyyid Fevzeddin ben de geleceğim dediği halde onu almamışlar, küçük oğlu Seyyid Abdulgani'yi götürmüşler. Üçünü de almışlar. Bir gece bir gündüz Çanakkale'ye yetiştirmişler. Sabaha kadar da köyden kimseyi çıkarmamışlar, kimseyi de içeriye almamışlar. 400 kişi sabaha kadar kimlikleriyle kontrol edildi. Bunların 100 tanesi kadınlardandı. Seyda Hz.'nin Çanakkale'ye çok rahat olarak gittiğini ertesi gün Seyyid Fevzeddin diyor. Seyyid Abdulbaki Hz. aynı Seyda Hz. varmış gibi hizmete devam edip, herkesin ekmeğini ve çorbasını vermiş. Albay bu manzarayı görünce çok hoşuna gitmiş. Bir ay boyunca böyle devam etmiş. Bu arada köye giriş çıkışlar yasak. Oradaki askerler de çorbadan içmişler. Ben de oradaydım, 15 gün sonra Menzil'e yakın bir köye eniştemin yanına gidecektim. Çıkarken askerler kimliğime bakıyor. Bunun soyadı Erol, bu Seyda'nın akrabası diye şüphelendiler. Sonra da salıverdiler. Seyda Hz. için ada, ilk üç ay sıkıntılı olmuş. Adaya da kimseyi almıyorlar. Kimse de adadan dışarı çıkmıyor. Çocuk Seyyid Abdulgani bile dışarıya çıkmıyor. Bazen arasıra izin veriyorlar, o da gayri izinsiz olarak. Evin ihtiyacını götürüp tekrar geliyor. Üç ay sonra Seyyid Abdulgani serbest oldu. Artık istediği zaman girip çıkabiliyor. Orada da bir otel var, otelin sahibi Siirtli. Seyda Hz.'ne oteli tahsis etmişti. Artık Seyda Hz. otelde kalıyordu. Seyda Hz.'ni ilk ziyarete giden Hacı Sıtkı'yı, gemiye binerken kontrol etmişler. ''Senin soyadın Erol'dur. Sen boşuna karşıya gitme, yani adaya geçme. Seni kesinlikle görüştürmezler. Sen geri git.'' diyorlar. Hacı Sıtkı da başçavuşla münakaşa yapmış. ''Mümkün değil ben illaki gideceğim'' demiş. ''Sen gidip ne yapacaksın'' demiş asker. ''O benim hocamdır. Biz çok aciz olduk, yolu yok ben onu göreceğim'' demiş. Başçavuş da git ama göremezsin demiş. Hacı Sıtkı gitmiş, orada Siirtli Kodeb İsmail var, onun dükkânı var orada. Dükkân da Seyyid Abdulgani ile birlikte oturuyormuş. Orada Hacı Sıtkı'yla birlikte oturmuşlar. Hacı Sıtkı, Seyda Hz. hakkında malumat almış, hatırını sormuş. İhtiyacı olup olmadığını sormuş. Menzil'den haberler vermiş. Konuşurken de başçavuş oradan geçmiş, onları görünce çok kızıp sinirlenmiş. Kan beynine sıçramış. Seyyid Abdulgani hemen oradan kaçmış. Hacı Sıtkı bir gün orada kalmış. Göremeden geri gelmiş. O zaman Seyda Hz. otele geçmemişti. Otele geçince Elhamdülillah rahatladı.

       İkinci defa ziyarete ben, Hacı Sıtkı, Seyyid Muhammed Fettah'la birlikte gittik. Orası biraz kolay ve rahattı. Gemiye binerken oradaki başçavuş H. Sıtkı'yı tanıdı. Onun kimliğini hiç almadı. Benim kimliği de geç bıraktı. Çanakkale'den adaya telefon açtık. Seyyid Saki'de adada bizi taksiyle bekliyordu. Eşyalarımızı arabaya koyduk. Hatta bizi araba birden kaldırmadı. Hacı Sıtkı ben burada kalayım siz gidin dedi. Seyyid Muhammed Fettah kabul etmedi. Siz gidin be burada kalırım dedi. Onu bırakıp biz gittik. Otelin önüne geldiğimizde Seyda Hz.'nin oğlu Seyyid Abdulrakib oynuyordu. Emniyete kadar gittik, kimliklerimizi teslim ettik. Yazı yazdılar, sonra geldik. Seyda Hz.'nin yanına vardık. Seyda Hz. ikindi namazından sonra adettir, Kur'an okur, hiç hatmesini, Kur'anını da bırakmamış. Bizi görünce güldü, tebessüm etti. Biz de daha ikindiyi kılmamıştık. Seyda Hz. ''Siz öbür adaya gidin. Ben okuyayım sonra gelin'' dedi. Yani önce namazı kılın sonra gelin demek istedi. Biz namazı kıldık, Mübarek de Kur'an okudu. Sonra ziyaretimizi yaptık.

 Gavs Hz.'nin M. Raşid Hz. hakkında söylediği sözler var mıydı?
Kaynak : feyz dergisi

         MOLLA ABDULBAKİ HZ.: Gavs Hz. ona halifelik verdi. Seyda Hz.'ne teveccüh izni vermiş Kadir'de. Seyda teveccüh yaptırdı. Gavs Hz. hayattayken ayrıca onun yolunu Seyda Hz. devam ettirdi.

         Efendim, halifeliği nasıl aldınız, biraz anlatır mısınız?

      MOLLA ABDULBAKİ HZ.: Halifelik kendiliğinden değildir. Halifelik bizzat Allah Resulü'nün işaretiyle verilir. Bütün sadatlar karar verip, öyle verirler. Hatta Gavs Hz.'ne kadar bütün sadatlardan işaret gelir. Seyda Hz. sonra karar verir. Bu halifelik ihlâsla muhabbetle sağlam bir itikatla olur. Eğer tek bir mürşidin elinde olsa onu evlatlarına da verir. Bu amelle, tastikle, ihlâsla olur. Önce Peygamber Efendimize sonra sadatlara daha sonra da mürşide gelir. Ne zaman verileceği belli olmaz, kişinin elinde olmadığı için bazen bir senede bazen on senede verilir. Kişinin kendi elinde değildir. Bazen de 20 sene çalışır, alamaz, bu Allah'tandır. İlk önce Molla Seyyid Yusuf halifelik aldı, sonra Seyyid Abdulbaki Hz. ile ben halifelik aldık. Sonra Molla Yahya, Molla Muhammed, son olarak da Molla Ahmed halifelik aldı.

          Seyda Hz. 'nin sofilere ne gibi tavsiyeleri vardı?

       MOLLA ABDULBAKİ HZ.: Her zaman şeriata muvafik olunuz. Her zaman Peygamber Efendimizin eserlerine sahip çıkınız; namaz, oruç, gibi. Kötü alışkanlıkları terkediniz. İçki içmek haramdır. Dikkat edin, namahrem kadınlarla oturup, kalkmayın, bunlar haramdır. Bunlardan kendinizi men edin. Sofiler vazifelerine devam etsinler. Sadatlara fatiha hediye etsinler. Hatmelerini yapsınlar, virdlerini çeksinler ve rabıtayı yapsınlar. Mümkünse cemaatle namaz kılsınlar. Seyda Hz. hacca giderken kendisi ile beraber gittik. Yolda bile hatmeyi bırakmadı. Taksiler hepsi toplanıp halka oluyorlar, biz de arabaların ortasına oturup hatmemizi yapardık. Hiç hatmesiz kalmadık. Her ne durumda olursa olsun hatmemizi yapıyorduk. Yalnız Medine garajındaydık, orası çok kalabalık müsait bir yer yoktu. Orada hatme yapamadık. Ertesi gün de Pazartesi günü biz Ravza'ya geldik. Seyda Hz. ''Peygamber Efendimiz Pazartesi günü dünyaya geldi. Bundan sonra her gün hatmemize devam edeceğiz'' dedi. Oradan bir konak kiraladık. O konakta yatsıdan sonra mutlaka hatmemizi yapardık. Mübarek orada da irşada devam etti. Birçok kişiye tarikat verdi. Elhamdülillah çok iyi oldu.

         Peygamber Efendimizin Kabri Şerifinde bile tarikat verdi. Biz de talimatlarını veriyorduk. Hacdayken biz Peygamber Efendimizin Ravzası'ndaydık. Seyda Hz. öğle namazından sonra kendisi hiç dışarı çıkmıyordu. Biz bir gün teneffüs yapmak için çıktık. Biraz hava almak için. Kendisi bundan haberdar olmuş; ''Bizim elimize her zaman böyle bir fırsat geçmiyor. Biz onun için burada bu saatlere kadar oturuyoruz.'' diye haber gönderdi. Biz de onun yanından ayrılmadık. Seyda Hz. bana bizzat talimat vermedi. Ama ben onun tavsiye edeceğini zannederek söylüyorum. Sofiler zamanlarını iyi değerlendirsinler.

 

          Efendim, ne gibi tavsiyeleriniz var?

       MOLLA ABDULBAKİ HZ.: Benim tavsiyem sofiler biribirlerine edepli davransınlar, birbirlerine saygı göstersinler. Merhametli olsunlar, bu onlar için menfaatlidir. Saygılı, edepli ve merhametli olacak sofi. Şah-ı Nakşibendî Hz. buyuruyor ki; ''İnsan kendi nefsini kâfirden daha aşağı olarak düşünecek''. O kâfir bir gün dönerse ne kadar günahları isyanları varsa onlar hep mükâfat olacak. Müminin ise önemli olan son nefesidir. Hatta Gavs Hz. ve Seyda Hz.'nin tavsiyeleri vardır: İnsan tarikata girdiği zaman onun çok ahlaklı, çok iyi olması gerekir ki, dışarıdaki insanlar onu görüp onun ahlakından etkilensinler. Bakacaklar ki bu insan önceden nasıldı şimdi ise nasıl. Demek ki tarikat çok güzel, biz de tarikata girelim, diyecekler. Gavs Hz. ve Seyda Hz. buyurdular ki, ''Hicaz'a gidenler var ya, onlar amel ve taat çok yapsınlar. Çünkü millette bu hacca gitmiş ve bu kadar çok ibadet, taat yapıyor. Biz de Hicaz'a gidelim, belki biz de gidenler gibi oluruz derler. Yani insanları hayra sevk etsinler. ''

       Efendim, biz bu vesile ile bütün Türkiye'yi dolaşıyoruz. Çalışmalarımızı nasıl buluyorsunuz?

       MOLLA ABDULBAKİ HZ.: Eğer Allah için geziyorsanız, Allah kabul etsin. Allah bunun mükâfatını versin. Bu kadar millete sohbet ediyor, dolaşıyorsunuz, irşad ediyorsunuz, insanların hidayetine vesile oluyorsunuz. Bunlara sebep olan ne kadar ecir ve sevap kazanırsa bu yolda çalışanlar da onun kadar sevap kazanacaklar. Resulullah Efendimiz buyuruyor ki: ''Ameller niyete göredir'' İnsan ne niyetle yaparsa onu kazanır. Niyeti Allah içinse çok menfaatli olur. İnsanlar sohbetle, sadat'ın bahsi ile sâdât'a muhabbetli oluyorlar. Bundan dolayı çalışan çok kazanır. İnsan ne yaparsa Allah için yapsın.

      Mevlana Halid (k.s.) dünyasını değiştirmeden, vefat etmeden önce ''Zenginlerde hakkım var, her zengin kurban kessin. Fakirler de bana Kur'an okusun'' diye vasiyet etmiş. Mevlana Halid (k.s.)'ın bir halifesi de sormuş, Efendim siz o kadar muhtaç mısınız ki? Mevlana Halid (k.s.) ''Vallahi ben bir Fatihanın okunmasına bile muhtacım, az değil, çok muhtacım.'' Elhamdülillah, Allah muvaffak etsin. Allah kabul etsin. Allah selamet versin, Allah muhafaza etsin, inşallah.   

                     

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !